18 Ocak 2012 Çarşamba

gırgıriyeden bi kuble :)










- ne düşünürsün be bayram?
- düşünürüm artıkın bıçak kemiğe dayandı.seni çokk severim be güllü
-ben de seni
-niyetim seni mesud etmek rahat yaşatmak, isterim bi evimiz olsun
-arabamız da, hem de mersedes
-tabi... yok deve!! bi de vapurumuz olsun istersen
- su koyuverme be bayram, madem ki ayal kuruyoruz bırak erbişeyimiz olsun
-olmuşken arbiden olsun be, alayım sana bi murat 131. yazayım arka tamponun "güllümm " diye
-heeh öbür tamponuna da yaz, komşular çatlasın yaaa
-stero bi de teyp anadın mı
-arkaya da iki kırlent, ellerimle örerim dantelalarını
-gezdireyim sana bütün avrupayı
-avrupayı haa?
-tabiii yaa!! edirne, çorlu,tekirdağ, keşan, dolaşalım bütün avrupayı arabaylan anasını satayım
-ben de satayım be





çok şekerler ya :)))

17 Ocak 2012 Salı

Amerika’da ünlü bir avukatın kaybettiği tek dava....




Ünlü bir futbolcu karısını öldürmekle suçlanıyordu.
Futbolcu yakalanmıştı. Ama karısının cesedi ortada yoktu. Duruşma Amerikan filmlerindeki gibiydi. Futbolcu sanık sandalyesinde oturuyordu. Kucak dolusu parayla tuttuğu avukatı jüriyi ikna etmeye uğraşıyordu:

"Sayın jüri üyeleri, müvekkilimin suçsuz olduğuna yürekten inanıyorum. Buna az sonra sizler de inanacaksınız. Neden mi? Bakın, şimdi 1' den 10' a kadar sayacağım ve müvekkilimin öldürdüğü iddia edilen karisi bu kapıdan içeri girecek... 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10..."

Bütün jüri kapıya döndü. Kimse girmedi içeri. Avukat bir savunma dahisiydi, öldürücü hamlesini yaptı :

"Bakın, siz de kadının öldüğüne inanmıyorsunuz. Çünkü hepiniz içeri girecek diye kapıya baktınız. işte kararı buna göre vermenizi talep ediyorum."
Ancak jüri ünlü futbolcuyu suçlu bulduğunu bildirdi ve dava bu şekilde sonuçlandı. Mahkeme çıkışında avukat, bayan jüri başkanına yaklaştı :
" 10' a kadar saydıağımda siz de diğer üyeler gibi kapıya bakmıştınız. Neden böyle bir karara imza attınız?"

"Doğru" dedi jüri başkanı; "Ben de kapıya baktım, ama müvekkiliniz kapıya bakmıyordu!.."

NOT: En iyi analist herkes bir noktaya bakarken, o noktaya yönelen bakışları izleyen kişidir...



vay be....adam işin ehli demekki.küçücük bir bakıştan neler çıkıyor.




9 Ocak 2012 Pazartesi

yeşil çamdan gülümsemelik :)









Sinemaya gider misiniz ?
Çoook.Hele aşk filmlerine bayılırım hele kızlan çocuk öpüşürken kendimden geçerim.Birisi beni öpmüş gibi olurum. 
-Yani konsantre olursunuz.
Evet konserve olurum. 
-Başka hobiniz var mı ?
Var tabi.Roman okurum,aşk romanları.Müziğede bayılırım.
-Kendiniz birşey çalar mısınız ?
Aaa tabi ayol. Plak çalarım,radyo çalarım.Taksitle televizyon aldık onuda çalıyorum.Çocukkende komşunun bahçesinden erik çalarmışım.
-Peki bildiğiniz lisanlar?
Türkçe,İngilizce.Hello, cıldır,how ar yu tudey,let tis begin now,gudbye,cıldır.
-Hayatta idealiniz var mı ?
İdealim yok,televizyonun taksidi bitsin inşallah onu da alcaz :))


seviyorum bu tiplemeyi ya.nerde eski filmler günümüze bakıyorum da sadece bakıyorum yani..sayısını unuttum ama yine bi o kadar daha sıkılmadan izleyebilirim ;)





8 Ocak 2012 Pazar

"Burası Adabazarı hafısss..Dikkat et!"





Yüksek ögrenim için İstanbul'dan Sakarya'ya gelen bir genç, 4 yıl boyunca yaşadığı ilimizde, o yılları ve yaşadıklarını Ekşi Sözlük'te böyle yazdı...






Yaşayanlar Adapazarı der bu şehre inatla. Öğrenciler de ilk yıllarında inatla Sakarya der. Ama zamanla vazgeçerler ve Adapazarı olur. Hatta daha da kısalır Ada olur. "Bu hafta Ada'dayım" dediğinizde herkes bir şok olur önce, ama zamanla alışırlar.

Ben İstanbul'dan gelmeme rağmen hep daha çok sevdim bu şehri. İstanbul'un en sakin ve güzel semtlerinden birinde otururken, kolejden mezun olmuşken acemi hatalar yüzünden gittim bu şehrin üniversitesine.

Tüm o hayat düzeninden, beş kişilik Devlet Yurdu'na uyum sağlamam her zaman şaşırdığım tarafımdır. Sonrasında 3 sene boyunca çok büyük bir zevkle orada yaşamamla ve ardından eve çıkınca her şeyin daha da keyiflenmesi ile Adalıydım artık.

Bu küçük şehirde, her şeyin en basit ve az halinin makbul olduğunu öğrendim ben. Trafik yok, koşuşturma yok. Çarşıda yüz tane işinizi iki saat içinde halleder ve evinize/yurdunuza dönebilirdiniz. Bu şehirde hayat erken biter. Ama nedeni vardır. İstanbul gibi insanlar altıda işten çıktıktan sonra buluşabilmeleri dokuzu bulmaz.

Altıda işten çıkarsan, evine de uğrayıp yedide buluşursun arkadaşınla. O yüzden geceler uzun sürmeye ihtiyaç duymaz. Yani o, ne kadar acele etsen de zamanın yetmediği şehirlerden değildir.

Herkes size kötü anlatacak bu şehri ve insanlarını. Cinayetler, laf atmalar, o delici ve eleştirel bakışlar, 
"Burası Adabazarı hafısss..Dikkat et!" diye tehdit savuranlar, çılgın tatangalar, huysuz yaşlı esnaf...

Ben bunlarla hiç tanışmadım ya da belki gördüm de önemsemedim. Çünkü bu şehirde olmak kompleks sebebi olmadı bana.

Bu şehirde; benim gördüğüm tatangalar küçük zaferlere büyük kutlamalar yapan bir sürü genç. Kızmak ya da kınamak değil, acımak geliyor insanın içinden. 
Ben bu şehrin taksicilerinden parasız kaldığım günler harçlık aldım. Yemek yediğim her restaurantta güllü dallı lokumlu Türk Kahveleri içtim.

O küçücük Çark Caddesi'nde en güzel gençlik hatıralarımı yaşadım. Meydandaki çöpçülere sarhoşken "...kör olasıca çöpçüler aşkımı süpürmüşler..." diye güle oynaya serenad yaptım, kızmadılar. Eğlendiler.

Erasmusla gelen yabancılar sayesinde tüm esnafın ne kadar da iyi ingilizce biliyor olduğunu öğrendim. Her hastalığımıza kapıda biten taksici Mustafa Abi sayesinde hiç sıkıntı çekmedim. Devlet Hastanesi acilinde sinir krizi geçirirken sevgili doktorcuğumla içkilerden konuştum, yine aynı acilde lavman yapmayı öğrendim.

Marketimiz Harun Abi sayesinde yüzünü bile görmesem de esnaflık neymiş onu öğrendim. "Kızlar cebimi veriyim, öğrencisiniz siz, kontör gitmesin" dedi bize, Eğer yanlışlıkla marketi ararsak zılgıtı da yedik 
"Bol kontörünüz var galiba. Kapat kapat, arıyacam ben seni." dedi bize Harun Abi.

Çiğ Köfteci Sait Usta çiğköftelerle birlikte gelirken bir de marketten pril aldı bize. Çakmak, kuruyemiş en iyi emanetçimiz oldu ya da ters saatte aradığımız kebapçıdan "6 lahmacun, iki ayran, bir de zor durumdayız, tuvalet kağıdı lazım, açık bakkal varsa alabilir misiniz?" dediğimizde "Lazım değil, ben bir paket peçete yollarım, sabah kendin seçersin abla" önerisi yine bu şehirde geldi.

Yağmurlu havalarda Umut Pastanesi'nden poğaçaları MSN ile istedik. O öğrenci halimizle ahbap edindik, sokakta merhaba diyerek dolaştık ihtiyar gençler gibi.

En çılgın dansları ettik Nero'da, Zıbar'da yalvardık kapatmayın daha erken diye. Çark Mesire'de serinledik, Nispet Cafe'de en lezzetli yemekleri yedik, Beyzade Nargile'de bir numaraydı. Atalay'da tavla attık, Another World'de okey, banko çevirdik.

Dünyanın en iyi evsahibini de burda tanıdık biz. Ne para geç geldi dedi, ne gürültü yapmayın. Koskoca mahalle evimize her gün bir başka erkek giriyor olmasına rağmen bir gün olsun laf etmedi.

Yazın evimizdeki o kalabalık kahvaltı sofralarını izledi komşularımız büyük keyifle. Sürekli elinde danteli bahçede oturan teyzeler ardımızdan nazar duasını bu şehirde okudu bize. Ev sahibimiz "Bunca gelen giden erkek hep arkadaş mı? Beceriksizler. Ne güzel de çocuklar halbuki..." diye azarlardı bizi sokak ortasında.

Bir rakı sofrasında sabah ezanı okunurken kışın ayazında, bir alevi, iki laz, bir egeli kürtçe şarkılarla dünyayı bu şehirde kurtardı. Özürlü şairimiz sevgilisine bu şehirde işte tam o sofrada aşk şiirleri okudu.

Ben o şehrin sokaklarında yalnızlığın keyfini çıkardım. Olmadık sohbetlerde buldum kendimi.

Hayatın ilk sillesini o şehirde yedim, ilk kazığını da yedim, ilk yalanıma orda inandım. Sonra yine orda affettim ve devam ettim. Ve tekrar o şehirde denedim, denedim de olmadı, ona da kısmet dedim, yine devam ettim.
Ben o şehirde çok eğlendim. Çok güzel insanlar tanıdım.

Zaman zaman, iyi de desem bu kadar, bazan dayanamadım kaçtım. Tek yokuşu ilk nefes oldu huzuruma. Adapazarı'ndan kaçmak tek yokuşudur. O yokuş bitince Sakarya biter, huzur gelirdi. Sonra İstanbul daraltırdı beni. Sapanca Gölü'nü görünce "Az kaldı, sabret" derdim. Sonra yine tek yokuşu, "İşte bitti,geldim"

İyisi kötüsü ile bir şehirdir işte. 
Küçük ama büyük mü, büyük ama küçük mü tam bilemesem de hala bana büyük dersler, büyük mutluluklar ama küçük hüzünler vermiş şehirdir.
Hakkını helal etsin isterim. 









sakarya rehberimi okurken karşılaştığım yazı :)
hem sakaryalı olup hem de sakarya üniversitesinde okumak ne kadar ayrıcalıklı bilmem.istanbuldan ya da diğer şehirlerden gelen arkdaşların çoğu sevemedi ama şimdi görüyorum da hepsi özlüyor buraları.ben sanırım sakaryada doğdum sakaryada büyüdüm okudum ve burda öleceğim ;)


şarkısı bile var :)


Şimdi aklıma geldi doğduğum şehir
Adı efsane oldu gözümde Sakarya
Kıvrım kıvrım suları akar ya
Yemyeşil cenneti ben bulurum o anda
Çark Caddesi’nde dolaşırdık kızlarla
Sabahlara kadar eğlenirdik onlarla
Hele arkadaşlarım candan olunca
Değişilmez onların yeri bir başka
Haydi hep beraber haykıralım birlikte
Vatan Millet Sakarya
Sakarya Sakarya gözümde tüter ya
Sakarya Sakarya ardımdan ağlar ya
Onun adı EFSANEEEEEE






6 Ocak 2012 Cuma

erkekler ve oyun hastalıkları :)))







bazen çok feminist mi oluyorum ne :) 
her neyse bunu geçeyim şuna değineyim o halde troll bilimi seviyorum :D
güzel şeylere değiniyolar heralde bazen :))))


bir yazı okumuştum eğer erkek arkadaşınız sizinle mesajlaşmak için bilgisayar oyununu bırakıyorsa maç izlemekten vazgeçiyorsa onunla evlenin diyordu 
sanırım fazla ütopik var mı böyle türünün son örnekleri memlekette :)
playstation oynarken mesaja cevap vermek maç varken cevap vermek falan şaka bence bu yoktur öyle tipler :)










e yani beklenen sonuç buydu daha ne olabilir ki :))))



1 Ocak 2012 Pazar

Türk dedi lan Türkiye dedi laan durumu :)





genel ya da özel var bu durum.örnek 1 dıye saymaya başlasam en başta ben olurum.ne güzel eleştirdim kendimi :)
bu bir nevi dünya haritasında Türkiyeyi bulmak gibi birşey :)
seviyorum memleketimi ülkemi güzel insanlarımı yaa :))






ye dua et sev adlı sinema filmini izlerken 

Julia Roberts kot gıymeye uğraşıordu ve göbekli haline Türk kası bunlar demişti hiç unutmam.bende hemen vayyyy balkon kas muhabbeti ta nerelere gitmiş dedim.azcık güzel özelliklerimizi örnek alın daaaa ;))


kopyaya gel kopyayaaaa













güzel paylaşımları var fotoğraftaki arkadaşların :)
kendimi düşündüm de bi an adam gibi kopya çekemedim:)
üniversitede sıraya yazıyı yazıp hafif parmağımla sildirirdim hoca kağıtları dağıtırken dikkat çekmesin diye :)
sonra hoca kağıtları dağıtma aşamasında az daha silditirdim sınavda eğer yazdığım bişey çıkarsa tabiki bakamazdım.yani baksam da göremezdim gönül gözüm o kadar açık değildi :))))



Bu Amcaya ne desem bilemedim amaaa





ıssız adam öle demiş ama amca telefonla hiç mesaj yazmamıştır ya da ne bilim desem olmayacak savunamıyorum :)
bu neyse de sözde yüzüklere takılan kurdele renginde seyirciye soran vatandaş vardı..
aslında hiç bişey deme hakkım yok ya düşündüm de heyecan denen bişey var insan bazen bildiğini unutuyor..


bi de bunun benli versiyonu var.dün akşam milyoneri izlerken gelen soru şuydu.çok acıkan bi insan hangi hayvan benzetmesini yapar :)
ben şıkları görmeden atladım..öküz diye :) acıkınca öküz gibi acıktım derim kurt gibi demem ki :)
her an talihsizlik olabilir :)


sen gerçekten bunu yazdın mı yaaa :))