8 Ocak 2012 Pazar

"Burası Adabazarı hafısss..Dikkat et!"





Yüksek ögrenim için İstanbul'dan Sakarya'ya gelen bir genç, 4 yıl boyunca yaşadığı ilimizde, o yılları ve yaşadıklarını Ekşi Sözlük'te böyle yazdı...






Yaşayanlar Adapazarı der bu şehre inatla. Öğrenciler de ilk yıllarında inatla Sakarya der. Ama zamanla vazgeçerler ve Adapazarı olur. Hatta daha da kısalır Ada olur. "Bu hafta Ada'dayım" dediğinizde herkes bir şok olur önce, ama zamanla alışırlar.

Ben İstanbul'dan gelmeme rağmen hep daha çok sevdim bu şehri. İstanbul'un en sakin ve güzel semtlerinden birinde otururken, kolejden mezun olmuşken acemi hatalar yüzünden gittim bu şehrin üniversitesine.

Tüm o hayat düzeninden, beş kişilik Devlet Yurdu'na uyum sağlamam her zaman şaşırdığım tarafımdır. Sonrasında 3 sene boyunca çok büyük bir zevkle orada yaşamamla ve ardından eve çıkınca her şeyin daha da keyiflenmesi ile Adalıydım artık.

Bu küçük şehirde, her şeyin en basit ve az halinin makbul olduğunu öğrendim ben. Trafik yok, koşuşturma yok. Çarşıda yüz tane işinizi iki saat içinde halleder ve evinize/yurdunuza dönebilirdiniz. Bu şehirde hayat erken biter. Ama nedeni vardır. İstanbul gibi insanlar altıda işten çıktıktan sonra buluşabilmeleri dokuzu bulmaz.

Altıda işten çıkarsan, evine de uğrayıp yedide buluşursun arkadaşınla. O yüzden geceler uzun sürmeye ihtiyaç duymaz. Yani o, ne kadar acele etsen de zamanın yetmediği şehirlerden değildir.

Herkes size kötü anlatacak bu şehri ve insanlarını. Cinayetler, laf atmalar, o delici ve eleştirel bakışlar, 
"Burası Adabazarı hafısss..Dikkat et!" diye tehdit savuranlar, çılgın tatangalar, huysuz yaşlı esnaf...

Ben bunlarla hiç tanışmadım ya da belki gördüm de önemsemedim. Çünkü bu şehirde olmak kompleks sebebi olmadı bana.

Bu şehirde; benim gördüğüm tatangalar küçük zaferlere büyük kutlamalar yapan bir sürü genç. Kızmak ya da kınamak değil, acımak geliyor insanın içinden. 
Ben bu şehrin taksicilerinden parasız kaldığım günler harçlık aldım. Yemek yediğim her restaurantta güllü dallı lokumlu Türk Kahveleri içtim.

O küçücük Çark Caddesi'nde en güzel gençlik hatıralarımı yaşadım. Meydandaki çöpçülere sarhoşken "...kör olasıca çöpçüler aşkımı süpürmüşler..." diye güle oynaya serenad yaptım, kızmadılar. Eğlendiler.

Erasmusla gelen yabancılar sayesinde tüm esnafın ne kadar da iyi ingilizce biliyor olduğunu öğrendim. Her hastalığımıza kapıda biten taksici Mustafa Abi sayesinde hiç sıkıntı çekmedim. Devlet Hastanesi acilinde sinir krizi geçirirken sevgili doktorcuğumla içkilerden konuştum, yine aynı acilde lavman yapmayı öğrendim.

Marketimiz Harun Abi sayesinde yüzünü bile görmesem de esnaflık neymiş onu öğrendim. "Kızlar cebimi veriyim, öğrencisiniz siz, kontör gitmesin" dedi bize, Eğer yanlışlıkla marketi ararsak zılgıtı da yedik 
"Bol kontörünüz var galiba. Kapat kapat, arıyacam ben seni." dedi bize Harun Abi.

Çiğ Köfteci Sait Usta çiğköftelerle birlikte gelirken bir de marketten pril aldı bize. Çakmak, kuruyemiş en iyi emanetçimiz oldu ya da ters saatte aradığımız kebapçıdan "6 lahmacun, iki ayran, bir de zor durumdayız, tuvalet kağıdı lazım, açık bakkal varsa alabilir misiniz?" dediğimizde "Lazım değil, ben bir paket peçete yollarım, sabah kendin seçersin abla" önerisi yine bu şehirde geldi.

Yağmurlu havalarda Umut Pastanesi'nden poğaçaları MSN ile istedik. O öğrenci halimizle ahbap edindik, sokakta merhaba diyerek dolaştık ihtiyar gençler gibi.

En çılgın dansları ettik Nero'da, Zıbar'da yalvardık kapatmayın daha erken diye. Çark Mesire'de serinledik, Nispet Cafe'de en lezzetli yemekleri yedik, Beyzade Nargile'de bir numaraydı. Atalay'da tavla attık, Another World'de okey, banko çevirdik.

Dünyanın en iyi evsahibini de burda tanıdık biz. Ne para geç geldi dedi, ne gürültü yapmayın. Koskoca mahalle evimize her gün bir başka erkek giriyor olmasına rağmen bir gün olsun laf etmedi.

Yazın evimizdeki o kalabalık kahvaltı sofralarını izledi komşularımız büyük keyifle. Sürekli elinde danteli bahçede oturan teyzeler ardımızdan nazar duasını bu şehirde okudu bize. Ev sahibimiz "Bunca gelen giden erkek hep arkadaş mı? Beceriksizler. Ne güzel de çocuklar halbuki..." diye azarlardı bizi sokak ortasında.

Bir rakı sofrasında sabah ezanı okunurken kışın ayazında, bir alevi, iki laz, bir egeli kürtçe şarkılarla dünyayı bu şehirde kurtardı. Özürlü şairimiz sevgilisine bu şehirde işte tam o sofrada aşk şiirleri okudu.

Ben o şehrin sokaklarında yalnızlığın keyfini çıkardım. Olmadık sohbetlerde buldum kendimi.

Hayatın ilk sillesini o şehirde yedim, ilk kazığını da yedim, ilk yalanıma orda inandım. Sonra yine orda affettim ve devam ettim. Ve tekrar o şehirde denedim, denedim de olmadı, ona da kısmet dedim, yine devam ettim.
Ben o şehirde çok eğlendim. Çok güzel insanlar tanıdım.

Zaman zaman, iyi de desem bu kadar, bazan dayanamadım kaçtım. Tek yokuşu ilk nefes oldu huzuruma. Adapazarı'ndan kaçmak tek yokuşudur. O yokuş bitince Sakarya biter, huzur gelirdi. Sonra İstanbul daraltırdı beni. Sapanca Gölü'nü görünce "Az kaldı, sabret" derdim. Sonra yine tek yokuşu, "İşte bitti,geldim"

İyisi kötüsü ile bir şehirdir işte. 
Küçük ama büyük mü, büyük ama küçük mü tam bilemesem de hala bana büyük dersler, büyük mutluluklar ama küçük hüzünler vermiş şehirdir.
Hakkını helal etsin isterim. 









sakarya rehberimi okurken karşılaştığım yazı :)
hem sakaryalı olup hem de sakarya üniversitesinde okumak ne kadar ayrıcalıklı bilmem.istanbuldan ya da diğer şehirlerden gelen arkdaşların çoğu sevemedi ama şimdi görüyorum da hepsi özlüyor buraları.ben sanırım sakaryada doğdum sakaryada büyüdüm okudum ve burda öleceğim ;)


şarkısı bile var :)


Şimdi aklıma geldi doğduğum şehir
Adı efsane oldu gözümde Sakarya
Kıvrım kıvrım suları akar ya
Yemyeşil cenneti ben bulurum o anda
Çark Caddesi’nde dolaşırdık kızlarla
Sabahlara kadar eğlenirdik onlarla
Hele arkadaşlarım candan olunca
Değişilmez onların yeri bir başka
Haydi hep beraber haykıralım birlikte
Vatan Millet Sakarya
Sakarya Sakarya gözümde tüter ya
Sakarya Sakarya ardımdan ağlar ya
Onun adı EFSANEEEEEE






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

fikrine saygı duyarım istediğini yaz dostum :)